d u y m a d ı m
 

3 1 8 ' e H a y ı r

Alper Zeynep
Eylül 2007
Ankara


 

 

Videoyu kaydetmek için buraya sağ tıklayınız ve 'hedefi farklı kaydet'i seçiniz.
Videoları izlemek için Quicktime Player'a ihtiyaç vardır. Ücretsiz olan bu programı www.apple.com/quicktime/download adresinden indirebilirsiniz.
 

Ersan Uğur Gör


"Milli Savunma Bakanlığı 9 bin olarak açıklasa da Türkiye'de çeşitli sebeplerle askerlik yapmaktan kaçınan veya erteleyen erkeklerin sayısının yarım milyonu bulduğu tahmin ediliyor. Bu insanların neden kaçak yaşamayı seçtiğini veya uzadıkça uzayan üniversite öğrenciliği yoluyla askerliği ertelediğini sorgulamıyoruz. Yoksa askerlikten soğumuş olabilirler mi?"


1889 tarihli İtalyan Zanardi Kanunu'ndan Türkçe'ye çevrilen 765 sayılı TCK (1926-2005) kabul edildiğinde dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey TBMM'de yaptığı konuşmada yeni yasa hakkında şöyle diyordu: "Arkadaşlar, ceza kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılap çok kıskançtır (1 Mart 1926)." Zanardi Kanunu, kendi döneminde çok gerici sayılmasa da o zamanın en uzun ceza yasasıydı. Birçok yeni suç tarifi bu yasayla birlikte Türkiye'ye de gelmiş oldu. "Milli Savunmaya Karşı Suçlar" bölümü altında 'halkı askerlikten soğutma' da (m. 155) suç sayıldı. Mussolini döneminde Zanardi Kanunu değiştirilip daha baskıcı bir hale getirildi ve aynı değişiklikler gecikmeden TCK'ya da aktarıldı. 2005 yılına kadar idare ettiğimiz bu ceza yasası yerini 5237 sayılı yeni TCK'ya bıraktığında 'halkı askerlikten soğutma' 318. madde olarak aynen karşımıza çıktı. Üstelik 2006 yılında kabul edilen "Terörle Mücadele Yasası" kapsamına alınan 318. madde ağırlaştırılarak örgütlü suç ilan edildi.


1990'lı yıllarda Türkiye'de vicdani ret hareketinin başlamasıyla birlikte 'halkı askerlikten soğutma' davaları da arka arkaya geldi. Osman Murat Ülke, Doğan Özkan, Halil Savda, Aytek Özel, Şanar Yurdatapan, Suavi, Tuğrul Eryılmaz, Erhan Akyıldız, Ali Tevfik Berber, Perihan Mağden, Birgül Özbarış, İbrahim Çeşmecioğlu, Gökhan Gencay yargılanan vicdani retçi, vicdani ret destekçisi ve konu hakkında yazılar yazan gazetecilerden bazıları. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz ilkbaharda, TSK ile ilgili haberlerinden dolayı Nokta dergisi, Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın isteğiyle basılmış ve arkasından 'halkı askerlikten soğutma' davası açılmıştı. 19 Eylül 2007'de Halil Savda, 20 Eylül'de de Serpil Köksal'ın 318. maddeden yargılanmalarına başlandı. Gazeteci Birgül Özbarış, vicdani retçiler hakkında yazdığı yazılardan dolayı tam yedi davadan 21 yılla yargılanıyor.


Halkı askerlikten soğutma suçu kulağa biraz tuhaf geliyor doğrusu. Peki bu insanlar ne yapıyor, ne yazıyor, ne söylüyor da böyle bir suçtan yargılanıyor? Halkın askerlikten soğuması neden bu kadar önemsenen bir durum? Kaç kişinin ve ne derece soğuduğu nasıl tesbit ediliyor? Halkı başka şeylerden mesela barıştan soğutmak neden suç değil? Gelin hep beraber bir beyin jimnastiği yapalım.


Halkı askerlikten soğutmak suçtur, çünkü; yasanın orjinalinin yazıldığı 19. yüzyıl sonu İtalya'sında erkekler askerlik yapmak için pek hevesli değildi. 1. Dünya Savaşı'nda tüm cephelerde %10'a varan firar vakası yaşanıyordu. Aynı dönemde Avrupa'daki diğer ülkeler ve Osmanlı ordusunda da firar revaçtaydı. Vicdani reddin ilk örneklerinden olarak değerlendirebileceğimiz bu firarilerden, yakalananların akıbeti hemen her ülkede ya zindana atılmak ya da kurşuna dizilmek oldu. Devletler bir yandan savaşıyor diğer yandan da halkına asker olmasını emrediyordu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte başlayan yukarıdan devrimin başarılı olabilmesi için halkı eğitmek, değişime hazırlamak gerekiyordu. Gönülsüzlük yapanlar yasalarla baskı altına alınmalıydı. Böylelikle asker elinde doğan Cumhuriyet, günümüze kadar askeri vesayetten hiç kurtulamadı. Mustafa Kemal'in bizzat yazdırdığı Milli Güvenlik kitabı ortaokullarda ders olarak okutulmaya başlandı. Halk, asker tesviyesinden geçirilerek ulus inşa edilmeye çalışıldı. Böyle bir dönemde halkı askerlikten soğutmak suç sayıldı.


Geçtiğimiz yüzyılda küreselleşme son sürat yaşandı, kitle iletişim araçları hemen her noktaya kolaylıkla ulaşır hale geldi. Hayatın her alanında köklü değişiklikler görüldü. Özellikle 1960'ların özgürlükçü rüzgarıyla, askerlik/ordular tüm dünyada sorgulanmaya başlandı. Türkiye'de ise değil sosyal yaşamın derinliklerine sinen militarist anlayışı eleştirmek, gerçekleşen onca askeri darbeye bile söz söylemek tabu olma özelliğini koruyor. Demokratik, hukuk devleti olarak tarif edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin bu vasfa ulaşabilmesi için öncelikle asker vesayetinin kırılması gerekiyor.


Cumhuriyetle birlikte geliştirilen 'asker millet/her Türk asker doğar' klişesi artık rafa kaldırılmalıdır. Yıllardır eğitim mevzuatının da desteğiyle belleklere kazınmış olan 'Türk'ün Türkten başka dostu yok' rivayeti halklar arasında düşmanlıkları kabartmaktan başka bir işe yaramıyor. Önümüze çıkan her anlaşmazlığı diyalog yerine askeri yöntemlerle çözme telaşımız gündelik yaşama da linç şeklinde yansıyor.
Kamuoyu yoklamalarında en güvenilir kurum olma özelliğini yıllardır kimseye kaptırmayan TSK, bu güvenin yok olması telaşında değil elbet. Son dönemde 'halka rağmen' muhtıra vermekten çekinmeyen statüko temsilcisi TSK, OYAK Holding ile ekonomi devi olmasının yanı sıra Genelkurmay Başkanı'nın teknik olarak yargılanamaması ile de kendisine dokunulmaz bir alan yaratmıştır. 1996 yılında kabul edilen TSK'nın modernizasyonu projesine harcanması planlanan 150 milyar dolar, askeri harcamaların kamu denetimine açılmaması ve sır gibi saklanması yine dokunulmazlarımız arasında. Vatansever çetelerin yönetici kadrosundaki emekli subaylardan, Şemdinli bombacısı 'iyi çocuk'ların yargılanmasının askeri mahkemeye taşınmasından, yargı mensuplarını hizaya getirmek için evlerinin yakınına bomba attıran emekli General'den bahsetmeyelim bile. Zira onlar halkı askerlikten soğutmuyor ne de olsa, değil mi?


Milli Savunma Bakanlığı 9 bin olarak açıklasa da Türkiye'de çeşitli sebeplerle askerlik yapmaktan kaçınan veya erteleyen erkeklerin sayısının yarım milyonu bulduğu tahmin ediliyor. Bu insanların neden kaçak yaşamayı seçtiğini veya uzadıkça uzayan üniversite öğrenciliği yoluyla askerliği ertelediğini sorgulamıyoruz. Yoksa askerlikten soğumuş olabilirler mi?


Peki 318. maddeden yargılanan kişiler halkı askerlikten nasıl soğutuyor? Bu son derece afaki bir durum. Dikkat ediniz bu madde askerliğe hakaret filan değil. Bir yazı yazıyorsunuz veya bir açıklama okuyorsunuz ve bir anda insanları askerlikten soğutabiliyorsunuz. Soyut bir kavram üzerinden oldu mu size 4.5 yıla varan hapis. Üstelik ortada askerlikten soğuduğu tesbit edilmiş veya mağdur olmuş kimse yokken. Canlı bir örnek vereyim. 4 yıl önce vicdani retçi olduğumu açıklamamdan bu yana ailemle birçok sorun yaşadım. Bütün dil dökmelerime ve gerekçelerime rağmen henüz anne ve babamı askerlikten soğutabilmiş, yaptığımın doğru olduğuna ikna edebilmiş değilim. Hal böyleyken bir basın açıklaması okuyarak kitlelerin askerlikten soğuyabileceğini kim iddia edebilir.


Halkı askerlikten soğutmak suç değildir, çünkü; halkı sivillikten, fırıncılıktan, mühendislikten veya doktorluktan soğutmak da suç değildir. Dünyanın bir çok bölgesinden her gün vicdanlarımıza akan savaş görüntüleri, bombalamalar, katliamlar olağanmış gibi karşılayamayız. Yarın yine aynı görüntüler yaşanmasın istiyorsak hem bireysel şiddeti hem örgütlü şiddeti hem de devletlerin tekelindeki şiddeti enine boyuna eleştirebilmeliyiz. Antimilitarist düşüncede vücut bulan bu eleştirilerin ordulara, onun insan kaynaklarına, finans kaynaklarına, silahların üretim ve transferine dokunması kaçınılmazdır. Ancak, açılan davalar gösteriyor ki, bu maddeyle antimilitarizm yasaklanmaktadır. 301 gibi 318. madde de düşünceyi cezalandırmaktadır ve derhal kaldırılmalıdır.
TCK'da 318 dışında bir soğutma maddesi yok. Demek ki Türk insanının her zaman sahip çıkması gereken en yüce değer askerlikmiş. Halkı askerlikten soğutma, Türkiye Cumhuriyetinin efendisinin hala TSK olduğunun en güçlü göstergelerinden biridir.
Ordular, koşulsuz itaat, hiyerarşi ve disiplin üzerine kurulu, öldürme eğitiminin üst seviyede verildiği kurumlardır. Toplumun yarısından müteşekkil erkekler bu kurumda savaş eğitiminin yanı sıra kendilerine sosyal statü de edinirler. Askerdeyken sıradan bir er olan kişi evine döndüğünde eşinin, çocuklarının komutanı olacaktır. Ölmenin yüceltildiği, öldürmenin makinalaştırıldığı bu mantığa karşı çıkmak vicdan, hoşgörü ve sağduyu sahibi her bireyin sorumluluğudur.


Her bir insanı, öldürmeye programlanmış bir hale getirmek ve karşı çıkanları cezalandırmak, susturmaya çalışmak yerine barışa, dayanışmaya, hoşgörüye ihtiyacımız var. Sahi, neden halkı barıştan soğutmak suç değil?
30.09.2007-Radikal2


Ersan Uğur Gör

 


a n k a r a