Haklar ve Özgürlükler Cephesi'nin "Seçim Çare Değil Bağımsızlık Demokrasi Mücadelesine Katıl" kapmayası çerçevesinde Ankara'da Meclise yürümek istemişti. Meclis'e yürümek isteyen gruba polis saldırarak 154 kişiyi gözaltına aldı.
17 Temmuz Salı günü gözaltına alınmalar Yüksel Caddesi'nde protesto edildi. Açıklamayı grup adına Murat Korkut yaptı. Korkut açıklamasında demokratik haklarını kullanmak isteyenlere başkentin göbeğinde saldırıldığına vurgu yaparak, bu ülkede demokrasinin olmadığını dile getirildi.
Korkut, 16 Temmuz'da yaşananları anlatarak, demokrasiyle değil faşizmle yönetildiğine dikkati çekti. Seçimlerin, insanları sömürerek, aç yoksul bırakarak kendi düzenlerini devam ettiren emperyalizm ve işbirlikçisi iktidarların bizleri aldatmak için oynadıkları demokrasi oyunun bir parçası olduğunu söyledi. 2 kişinin hala yoğun bakımda olduğunu dile getirerek, polisin azgınca saldırdığının altını çizdi. Gözaltıların derhal serbest bırakılmasını isteyen Korkut, "Bu mücadeleyi baskılarla, yasaklarla engellemeye çalışanlara karşı bir kez daha haykırıyoruz. Bağımsız Türkiye mücadelemizi saldırılarla engelleyemezsiniz, bu saldırılar bu ülkede demokrasi olmadığının göstergesidir" dedi.
Korkutun açıklamasından sonra, ÇHD Genel Sekreteri Selçuk Kozağaçlı, tüm emniyet görevlilerinin bu durumdan sorumlu olduğunu dile getirerek özellikle, "Ankara Emniyet Müdürü, Güvenlik Şube Amirleri ve Çevik Kuvvet Amirlerinin" bu vahşetten sorumlu olduklarını söyledi. Pazartesi akşamı 18-20 yaşındaki yeni çevik kuvvet olmuş polisleri eylemcilerin üzerine parçalatmak üzere yollamanın polisler açısından yetersizlik olduğunu söyleyen Kozağaçlı, çevik kuvvet polisleri için artık tehlike haline geldiklerini ifade etti. Çevik kuvvet biriminin lav edilmesi gerektiğini dile getiren Kozağaçlı, polislerin eylemcilerin üzerine öldürmek amaçlı geldiklerini ifade etti. Polislere doğru yönelen Kozağaçlı, "gece rahat uyuyabildiniz mi? Eylemcilerden Eray Destegül hastanede ölümle yaşam arasında gidip geliyor hala içiniz rahat mı? Bu polislik değil, bu emniyet görevliliği değil" dedi.
Ellerinde pankartlarından başka bir şeylerinin olmadığını söyleyen Kozağaçlı, polislerin bu durumda saldırdıklarını dile getirdi. Bundan sonra Ankara polisine güvenemeyeceklerini, polisin beceriksiz, inisiyatifsiz ve vahşi tutumundan kaynaklı kitleyle ve kolluk güçleri arasında güvensizlik yarattığını söyledi. Polislerin eylemcileri ezmek ve öldürmek amaçlı gönderildiğinin altını çizen Kozağaçlı, bu ülkenin artık güvenli olamayacağını söyledi.
Yüksel Caddesi'nde eylemcilerin polise herhangi bir taarruzun olmadığını, etraflarının 3 katı polisle sarıldığını ve kaskları, coplarıyla polisin saldırmasının akıllıca olmadığını söyleyerek, polisin beceriksizce davrandığını söyledi. Bunun hunharca olduğunu söyleyen Kozağaçlı, çevik kuvvet şubesinin lağvedilmesi ve bunun yerine bu şubenin tekrar yapılandırılmasını istedi. Bir avukatın bile dövüldüğü hukuksuzluğun, yasadışılığın teşhir edilmesi için sorumlu olan herkesin tek tek yakasına yapışacağız peşini bırakmayacağız dedi.
Kozağaçlının ardından söz alan halkevleri genel sekreteri Ender Büyükçulha ülkemizde demokrasinin iki anlamı olduğunu söyleyerek, birinin süslü burjuva demokrasisi, diğerinin de bizim yüz yüze geldiğimiz demokrasi olduğunu söyledi. Devrimci dayanışmanın yükseltilmesi gerektiğinin vurgulandığı açıklamada ESP ile BDSP sözcüleride konuşma yaptı. Eyleme KESK Ankara Şubeler Platformu, Disk İç Anadolu Bölge Temsilciliği, ÇHD, Eğitim-Sen, BES, BDSP, ESP, Halkevleri, Barış İnisiyatifi, Dev-Maden-Sen de katıldı.
21 Temmuz 2007
ÇHD: Tutuklamalar Hukuka Aykırı
16 Temmuz günü Ankara'ya gelen HÖC üyeleri "seçim çare değil, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesine katıl" kampanyası çerçevesinde meclis yürümek istemişti; fakat kolluk kuvvetleri buna izin vermemiş HÖC üyelerine vahşice saldırarak Yüksel Caddesi'nden 154 kişiyi gözaltına almıştı. Gözaltına alınanların 87'si tutuklanarak Sincan hapishaneler kampusune götürüldü. Tutuklamaların hukuka aykırı olduğuna tüm Türkiye şahit oldu. Yalnızca tutuklamalar değil, gözaltına alınan kişilerdeki yoğun darp ve hapishaneye gönderilenlerdeki işkencelerde, Türkiye'de hukukun ve adaletin olmadığını, demokrasi isteyenlere alsana demokrasi der gibi yüzüne vurdu.
Çağdaş hukukçular derneği (ÇHD) yaşanan olaylara ilgili basına yazıla bir açıklama yaptı. ÇHD Genel Merkezi'nin yaptığı açıklamada, 16 Temmuz'da basın açıklamasına kolluk saldırısı ve 18 Temmuz tutuklamaların açık olarak hukuka ayrılık taşıdığına vurgu yapıldı.
Kadın ve erkeklerin tutuklama yönünden ayrıma tabi tutulmasının sadece hukuka değil akla ve mantığı da aykırı olduğu dile getirilerek, hapishaneye giden tutsaklarında yoğun işkenceye maruz kalarak falakaya yatırıldıklarının altı çizildi.
ÇHD Genel Merkezi'nin yaptığı yazılama açıklamayı aynen yayınlıyoruz.
"Seçim Çare değil, Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız Türkiye" konulu basın açıklamasına katılan 154 kişi; basın açıklamasına imkân tanınmasını bekleyerek oturdukları Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünden dövülerek gözaltına alındılar.
Üzerlerinde yazlık kıyafetler ve kumaş önlükler bulunan, oturur vaziyetteki katılımcıların; Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı kasklı, kalkanlı, robocop kıyafetli ve coplu "çevik kuvvet" şubesi polisleri tarafından ne kadar acımasızca dövüldüğüne ilişkin görüntüler ulusal basına yansıdı.
Dövülenlerden Eray DESTEGÜL akciğerinde meydana gelen zedelenme nedeniyle yaşam tehlikesi geçirdi ve halen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahi Yoğun Bakım Servisi'nde yatıyor. 25'e yakın insanda çeşitli bölgelerde kemik kırığı olduğundan şüpheleniliyor. Kol, omuz, çene, parmak, kaburga, diş kırıkları henüz tespit dahi edilemedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçlan Bürosu savcıları; basın açıklamasına katılmış olan 43 kadın ve 23 gocuğun tamamını serbest bırakarak; 89 erkekten hastanede yatmakta olan iki kişi dışında kalanları tutuklanmaları için Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesine sevk etti.
87 katılımcı Ankara 11. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 18.07.2007 tarihinde tutuklandı. Yaptığımız itiraz Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi hakimliği tarafından 20.07.2007 tarihinde reddedildi.
Eylemcilerin polisin "DAĞILIN" uyarısına uymadıkları ve kolluğa mukavemet ettikleri öne sürülüyor.
16 TEMMUZ BASIN AÇIKLAMASINA KOLLUK SALDIRISI VE 18 TEMMUZ TUTUKLAMALARI AÇDK HUKUKA AYIORHLIKLAR TAŞIMAKTADIR;
1. Bir açık hava toplantısına birlikte katılanların suç işlediği iddia
olunuyorsa, kadınlar ve erkeklerin tutuklama yönünden ayrıma tabi tutulması sadece
hukuka değil akla ve mantığa da aykırıdır.
Bu eylem Haremlik/Selamlık mı yapılmıştır?
Kadınlar "Dağılın" emrine mi uymuşlardır?
Kolluğa mukavemet etkileri iddia olunanlar sadece erkekler midir? O zaman kadınlar niye bu kadar acımasızca dövülmüş kolları ve çeneleri kırılmıştır?
Kadınlar için farklı erkekler için farklı bir hukuk mu uygulanmaktadır?
Bir kişinin tutuklanması için "erkek olmasından" daha ciddi bir neden bulamayan savcılık, tutuklama hakimliği ve itirazı reddeden merci hakimlisi bu soruları da cevaplamak durumundadır.
2. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun "Hükümet Emrine
Karşı Gelenler" üst başlıklı 32/1 maddesinde; "Kanuna aykırı toplantı veya yürüyüşlere silahsız
olarak katılanlar emir ve ihtardan sonra kendiliğinden dağılmazlar ve hükümet kuvvetleri
tarafından zorla dağıtıhrsa, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin liradan otuzbinliraya
kadar ağır para cezası ile cezalandırılır" demektedir.
Savcılığın ve polisin tarif ettiği suç budur. Bu suçun işlendiği sabit olsaydı bile öngörülen 1,5-3 yıllık hapis cezası; ertelenebilir, paraya çevrilebilir ve tutuklama yerine adli kontrole başvurulabilir cezalar arasındadır. Tutuklama haksız, gereksiz ve amacını aşmış bir tedbirdir.
- Hâkimin tutuklama nedeni olarak gösterdiği 32/3 bendinin polisin tuttuğu olay tutanağına göre bile uygulanması ihtimali bulunmamaktadır. Polisin iddiası "dağılma uyarısına riayet edilmemesinden" ibarettir. Sonrası zaten ulusal basının ve kamuoyunun gözleri önünde meydana gelmiş ağır bir kolluk saldırışıdır.
- Basın açıklamasına katılan 150 kişi, 1500 civarında polis tarafından tam bir daire şeklinde ablukaya alınmıştır. Dağdın uyarısının yapıldığını ve eylemciler tarafından duyulduğunu kabul etsek bile, kolluğun dağılmaya izin vermeyecek biçimde insanları çembere aldığı, dağılabilecek bir koridor bırakmadığı fotoğraf ve çekimlerle son derece açıktır. Bırakın dağılmaya izin vermeyi dağılmak isteyen insanları araçlardan indirerek ve yol kenarından toplayarak darp eden ve gözaltına alan yine aynı kolluktur.
Panzerlerin, sloganların ve binlerce insanın uğultusu arasında yapıldığı iddia olunan dağılın uyarısını eylemcilerin anlamasının mümkün olmadığı, dağılmak isteseler bile
dağılacak bir yer bulunmayan ve kolluğun toplantıyı dağıtmak yerine insanlan döverek gözaltına almayı tercih ettiği bu olayda 2911 sayılı yasanın 32/1 maddesinin de 32/3 maddesinin de uygulanma ihtimali bulunmamaktadır.
2911 sayılı kanunun 32/son fıkrası "...yetki sınırı aşılarak toplantı veya yürüyüşlerin dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkrada yazılı fiilleri işleyenlere verilecek cezalar dörttebire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi icabına göre büsbütün de kaldırılabilir... " hükmünü düzenlemiştir.
Gerçek hukuksal durum "cezasızhk hali" öngören bu maddede tarif edilenden ibarettir.
- Kolluğun amacını tamamen aşmış, oransız ve hukuk dışı şiddet kullanımı suçtur ve kolluk amirlerinin sadece bu vahşete göz yummakla yetinmeyip sevk ve idare ettikleri ortadadır. Kolluk amirleri görevlerini suiistimal etmişler ve personellerine kanuna aykırı emir ve talimat vermişlerdir.
- Tutuklanan basın açıklaması katılımcıları; Ankara 1 No'lu L Tipi ve Çocuk/Gençlik Cezaevi girişlerinde jandarma tarafından hırpalanmış, dayak, kötü muamele ve falakaya maruz kalmışlardır. Çırılçıplak soyulma, tecavüz tehdidi anlatımları mevcuttur. Avukatlarının tespitlerine göre üst-başları paramparçadır.
Temel hak ve özgürlükler ayaklar altına alınmıştır.
Kişi güvenliği ortadan kalkmıştır.
Siyasal iktidarların seçim konjonktürü ihtiyaçları uğruna anayasal temel hak ve özgürlüklerin bu Ölçüde ihlal edilmesi; zannedildiğinin aksine anayasal rejimi güvensizliğe sürükler ve uzun vadede hukukta onarılmaz yaralar açar.
Ankara Mahkemeleri Sıkıyönetim döneminden beri bu çapta ve mahiyette "toplu tutuklama" yapmamıştır. 1980 yargılamalarının utancını ise hala hep birlikte yaşıyor ve hatırlıyoruz.
Bu utanca derhal son verilerek 87 insanın özgürlüklerine kavuşmaları sağlanmalı ve gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır.
Saygılarımızla.
ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR GENEL MERKEZİ
|