d u y m a d ı m
 

B i l d i ğ i n D e h ş e t

Emre Y. + Alper + Zeynep
Ekim 2007
Ankara


 

 

Videoyu kaydetmek için buraya sağ tıklayınız ve 'hedefi farklı kaydet'i seçiniz.
Videoları izlemek için Quicktime Player'a ihtiyaç vardır. Ücretsiz olan bu programı www.apple.com/quicktime/download adresinden indirebilirsiniz.
 

İran'a gönderilirlerse, belki de asılacaklar!


İran'da eşcinsellere ölüm cezası reva görülse de, Türkiye'ye sığınan bazılarının iltica başvuruları Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından reddedildi! Dolayısıyla Ankara'da bulunmaları yasak. İdam tehdidine rağmen ülkelerine iadeleri an meselesi. İşte İranlı eşcinseller ve İran yönetimi tarafından zorla ameliyat ettirilen İranlı transseksüellerin çarpıcı öyküleri?

İliklerine işlemiş bir korkuyla ülkelerine geri gönderilecekleri günü bekleyen Ankara'daki İranlı çift Behruz ve Emisa'nın peşine düştüğümüzde, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın açıklaması ajanslarda boy gösteriyordu: "İran'da eşcinsel yok!" Behruz ve Emisa'nın bulunduğu gecekonduya vardığımızdaysa Ahmedinejad'ın sözleri artık gazete sayfalarındaydı. Belki ona inananlar da vardı! Oysa biz, ve dolayısıyla siz Aktüel okurları, aynı gecekonduda sadece Behruz ve Emisa'nın değil, yine İranlı eşcinsel Yaser ve transseksüel Mehrnaz'ın sarsıcı hikâyelerine de tanık olacağız. Ama şuna hazır olun: Emisa dışındakilerin hikâyesi başka bir ırmaktan beslendiği için, onların geleceği daha karmaşık görünüyor. Zira şimdi Ankara'da bulunmaları bile yasak olan bu kaçak göçmenler içinde bir tek Emisa'nın iltica başvurusu kabul edilmiş. Bu dörtte birlik mutlu sonun hemen öncesinde Birleşmiş Milletler onları, Türkiye'ye kaçak yollardan gelenlerin yerleştirildiği "pilot" şehirlere göndermiş. Fakat Behruz ve Emisa Niğde'de, Mehrnaz Eskişehir'de, Yaser de Kayseri'de "delikanlıların" hakaret, saldırı ve tacizlerine uğrayınca, soluğu Ankara'daki Pembe Hayat Dayanışma Derneği'nde almışVelhasıl işte hikâyenin detayları
Behruz ilkokula giderken, babası, "eşcinsellikten daha ağır bir suç işlediği için" İran istihbaratının hedefi haline gelir. İnşaat mühendisi baba gençlik yıllarından itibaren İran'ın kuzeyindeki sosyalistlerden etkilenmiştir ve kısa süre sonra devrimci örgütlenme içinde yükselir.

Eşcinsellikten daha ağır suç
İran'daki İslami hareketle ittifak halinde Şah Rıza Pehlevi rejimine başkaldıran sosyalistler, 1978-79'daki İslam devriminden sonra Humeyni'nin radikal dinci yönetiminin hışmına uğrar. 1980'lerin başında, Behruz'un sonradan babasından öğrendiğine göre, Halkın Fedaileri örgütü silahlı ve "kalemli" olmak üzere ikiye bölünmüştür. Arada bir gözaltına alınan babası, yirmi yıl boyunca gündüz mühendis gece devrimci kimliğiyle yaşar. Aile için sonun başlangıcıysa "tövbekâr" diye anılan eski solcu, yeni istihbaratçı bir "yoldaşın" evlerinin yolunu arşınlamasıyla başlar. Polis, baskında evde çok sayıda örgüt gazetesi ve içki şişesi "yakalayınca" babaya yine hapis yolu görünür. Bu olaydan sonra Behruz okulu bırakır, annesi karakolları dolaşıp kocasının izini arar ve bulur. Lengrud şehrinde nüfuz sahibi bir akrabanın devreye girmesiyle yüklü bir tazminat ödenerek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır baba. Fakat tehditler sürer. Bir gün öldürüleceği bilgisi ulaşır. 2000 yılının Nevruz bayramında, ailenin sonu belirsiz yolculuğu başlar. Karanlık inerken Lengrud'dan çıkarlar, ertesi sabah Doğubeyazıt kapısındadırlar

Küçük Kara Balık'tan Raskolnikov'a
İranlı yazar Samed Behrengi'nin çocuk kitaplarını okuyup başını yastığa koyduğunda fantastik yolculuklara çıkan Behruz, bu yolculuğu, "Küçük Kara Balık"taki kahraman balığın okyanuslara açılmasına benzetir o gece. Behrengi'nin kitabının Humeyni rejimine karşı yeni bir sol örgütün (Halkın Fedaileri) kuruluş çağrısı olduğunu, Behrengi'nin ise 1968'de Aras Irmağı'nda "yüzerken boğulduğunu" çok sonra babasından öğrenir. Fakat yolculuklarının Küçük Kara Balık'ınkinden bir farkı olduğunuysa zifiri karanlık bir mart gecesinde anlar:
Zorunlu bir yolculuktur bu, annesi ve ablası sürekli ağlamaktadır. Oysa derede yaşayan Küçük Kara Balık annesine demiştir ki; "Bu derenin ucunun nereye çıktığını gidip görmek istiyorum. Bak anneciğim, dün gece sabaha kadar gözlerimi kırpmadım, hep düşünüp durdum. Sonunda gidip ne olduğunu gözlerimle görmeye karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini bilmek istiyorum."
13 yaşında, bilmediği bir dünyada kendini bulan Behruz evlerinin, okul arkadaşlarının özlemini bırakıp bu maceraya neden atıldıklarını anlamaya çalışır. Babası, neden Kayseri'de mahpus hayatı yaşadıklarını anlatırken tek çıkış yollarının ülkelerinde insan haklarını gözeten bir yönetimin başa getirilmesiyle mümkün olduğunu, bunun da mücadeleyle sağlanabileceğini söyler. Behruz o sıralar Maksim Gorki'nin 'Ana'sını okmaktadır; genç solcu Pavel'den etkilenir. Gorki'yi okuduktan sonra Birleşmiş Milletler tarafından yerleştirildikleri Yozgat'taki mülteci kampında tanıştığı solcu Filistinli kaçakların hayatını kurtarmaya karar verir. Kampın demir parmaklıklarını kesip beş Filistinli gençle birlikte kaçar ve İstanbul'un yolunu tutar. Kısa süre sonra, Filistinliler'in onu İstanbul'dan Yunanistan'a götürme vaadinin fos çıktığını anlar.
Yozgat'a döndüğündeyse anne ve babasını boşanmış, ablasını ağır psikolojik sorunlar yaşarken bulur. Küçük erkek kardeşi tekvando kursuna giderek hayatla mücadelede yeni bir teknik edinmektedir. Ancak babası siyasi faaliyetlerini sürdürdüğü ve İran istihbaratı tarafından izlendiği için aile kamptan çıkarılır. Bu arada inşaat işçiliğine başlarlar. Abla evlenip İsveç'e gider. Anne, küçük kardeşle yaşamaya çalışmaktadır. Behruz ise o aralar Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sına sarılır. Bir tefeci kadını öldürdükten sonra ağır pişmanlık yaşayan kitabın kahramanı Raskolnikov'u kendisine çok yakın bulur. Hayat koşulları ağırlaştıkça, özdeşlik kurduğu kitap kahramanları daha "yamuk" karakterler olur. Nihayet, kendi ifadesiyle "Türkiye, güzelim aileyi dağıtır." Behruz İran'a dönmek istese de, istihbaratın kendisini koz olarak kullanıp babasını ele geçirmek isteyebileceğini düşünür ve bu tehlikeyi göze alamaz. Hayalkırıklıklarının, aile içi tartışmaların ve yılgınlığın yedi yıla yayılması, Behruz'un genç yaşta "ihtiyarlamasına" neden olur. Ancak yakın bir arkadaşının Kayseri garına gönderdiği eşyaları almaya gidince karşısına yeni bir insan, yeni bir umut çıkarİran'a gönderilirlerse, belki de asılacaklar!

İran'da eşcinsellere ölüm cezası reva görülse de, Türkiye'ye sığınan bazılarının iltica başvuruları Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından reddedildi! Dolayısıyla Ankara'da bulunmaları yasak. İdam tehdidine rağmen ülkelerine iadeleri an meselesi. İşte İranlı eşcinseller ve İran yönetimi tarafından zorla ameliyat ettirilen İranlı transseksüellerin çarpıcı öyküleri?

İliklerine işlemiş bir korkuyla ülkelerine geri gönderilecekleri günü bekleyen Ankara'daki İranlı çift Behruz ve Emisa'nın peşine düştüğümüzde, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın açıklaması ajanslarda boy gösteriyordu: "İran'da eşcinsel yok!" Behruz ve Emisa'nın bulunduğu gecekonduya vardığımızdaysa Ahmedinejad'ın sözleri artık gazete sayfalarındaydı. Belki ona inananlar da vardı! Oysa biz, ve dolayısıyla siz Aktüel okurları, aynı gecekonduda sadece Behruz ve Emisa'nın değil, yine İranlı eşcinsel Yaser ve transseksüel Mehrnaz'ın sarsıcı hikâyelerine de tanık olacağız. Ama şuna hazır olun: Emisa dışındakilerin hikâyesi başka bir ırmaktan beslendiği için, onların geleceği daha karmaşık görünüyor. Zira şimdi Ankara'da bulunmaları bile yasak olan bu kaçak göçmenler içinde bir tek Emisa'nın iltica başvurusu kabul edilmiş. Bu dörtte birlik mutlu sonun hemen öncesinde Birleşmiş Milletler onları, Türkiye'ye kaçak yollardan gelenlerin yerleştirildiği "pilot" şehirlere göndermiş. Fakat Behruz ve Emisa Niğde'de, Mehrnaz Eskişehir'de, Yaser de Kayseri'de "delikanlıların" hakaret, saldırı ve tacizlerine uğrayınca, soluğu Ankara'daki Pembe Hayat Dayanışma Derneği'nde almışVelhasıl işte hikâyenin detayları
Behruz ilkokula giderken, babası, "eşcinsellikten daha ağır bir suç işlediği için" İran istihbaratının hedefi haline gelir. İnşaat mühendisi baba gençlik yıllarından itibaren İran'ın kuzeyindeki sosyalistlerden etkilenmiştir ve kısa süre sonra devrimci örgütlenme içinde yükselir.

Eşcinsellikten daha ağır suç
İran'daki İslami hareketle ittifak halinde Şah Rıza Pehlevi rejimine başkaldıran sosyalistler, 1978-79'daki İslam devriminden sonra Humeyni'nin radikal dinci yönetiminin hışmına uğrar. 1980'lerin başında, Behruz'un sonradan babasından öğrendiğine göre, Halkın Fedaileri örgütü silahlı ve "kalemli" olmak üzere ikiye bölünmüştür. Arada bir gözaltına alınan babası, yirmi yıl boyunca gündüz mühendis gece devrimci kimliğiyle yaşar. Aile için sonun başlangıcıysa "tövbekâr" diye anılan eski solcu, yeni istihbaratçı bir "yoldaşın" evlerinin yolunu arşınlamasıyla başlar. Polis, baskında evde çok sayıda örgüt gazetesi ve içki şişesi "yakalayınca" babaya yine hapis yolu görünür. Bu olaydan sonra Behruz okulu bırakır, annesi karakolları dolaşıp kocasının izini arar ve bulur. Lengrud şehrinde nüfuz sahibi bir akrabanın devreye girmesiyle yüklü bir tazminat ödenerek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır baba. Fakat tehditler sürer. Bir gün öldürüleceği bilgisi ulaşır. 2000 yılının Nevruz bayramında, ailenin sonu belirsiz yolculuğu başlar. Karanlık inerken Lengrud'dan çıkarlar, ertesi sabah Doğubeyazıt kapısındadırlar

Küçük Kara Balık'tan Raskolnikov'a
İranlı yazar Samed Behrengi'nin çocuk kitaplarını okuyup başını yastığa koyduğunda fantastik yolculuklara çıkan Behruz, bu yolculuğu, "Küçük Kara Balık"taki kahraman balığın okyanuslara açılmasına benzetir o gece. Behrengi'nin kitabının Humeyni rejimine karşı yeni bir sol örgütün (Halkın Fedaileri) kuruluş çağrısı olduğunu, Behrengi'nin ise 1968'de Aras Irmağı'nda "yüzerken boğulduğunu" çok sonra babasından öğrenir. Fakat yolculuklarının Küçük Kara Balık'ınkinden bir farkı olduğunuysa zifiri karanlık bir mart gecesinde anlar:
Zorunlu bir yolculuktur bu, annesi ve ablası sürekli ağlamaktadır. Oysa derede yaşayan Küçük Kara Balık annesine demiştir ki; "Bu derenin ucunun nereye çıktığını gidip görmek istiyorum. Bak anneciğim, dün gece sabaha kadar gözlerimi kırpmadım, hep düşünüp durdum. Sonunda gidip ne olduğunu gözlerimle görmeye karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini bilmek istiyorum."
13 yaşında, bilmediği bir dünyada kendini bulan Behruz evlerinin, okul arkadaşlarının özlemini bırakıp bu maceraya neden atıldıklarını anlamaya çalışır. Babası, neden Kayseri'de mahpus hayatı yaşadıklarını anlatırken tek çıkış yollarının ülkelerinde insan haklarını gözeten bir yönetimin başa getirilmesiyle mümkün olduğunu, bunun da mücadeleyle sağlanabileceğini söyler. Behruz o sıralar Maksim Gorki'nin 'Ana'sını okmaktadır; genç solcu Pavel'den etkilenir. Gorki'yi okuduktan sonra Birleşmiş Milletler tarafından yerleştirildikleri Yozgat'taki mülteci kampında tanıştığı solcu Filistinli kaçakların hayatını kurtarmaya karar verir. Kampın demir parmaklıklarını kesip beş Filistinli gençle birlikte kaçar ve İstanbul'un yolunu tutar. Kısa süre sonra, Filistinliler'in onu İstanbul'dan Yunanistan'a götürme vaadinin fos çıktığını anlar.
Yozgat'a döndüğündeyse anne ve babasını boşanmış, ablasını ağır psikolojik sorunlar yaşarken bulur. Küçük erkek kardeşi tekvando kursuna giderek hayatla mücadelede yeni bir teknik edinmektedir. Ancak babası siyasi faaliyetlerini sürdürdüğü ve İran istihbaratı tarafından izlendiği için aile kamptan çıkarılır. Bu arada inşaat işçiliğine başlarlar. Abla evlenip İsveç'e gider. Anne, küçük kardeşle yaşamaya çalışmaktadır. Behruz ise o aralar Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sına sarılır. Bir tefeci kadını öldürdükten sonra ağır pişmanlık yaşayan kitabın kahramanı Raskolnikov'u kendisine çok yakın bulur. Hayat koşulları ağırlaştıkça, özdeşlik kurduğu kitap kahramanları daha "yamuk" karakterler olur. Nihayet, kendi ifadesiyle "Türkiye, güzelim aileyi dağıtır." Behruz İran'a dönmek istese de, istihbaratın kendisini koz olarak kullanıp babasını ele geçirmek isteyebileceğini düşünür ve bu tehlikeyi göze alamaz. Hayalkırıklıklarının, aile içi tartışmaların ve yılgınlığın yedi yıla yayılması, Behruz'un genç yaşta "ihtiyarlamasına" neden olur. Ancak yakın bir arkadaşının Kayseri garına gönderdiği eşyaları almaya gidince karşısına yeni bir insan, yeni bir umut çıkar.

"Güneş gibi" ve "daha güzel bir gün"
Sonrasını Emisa'dan dinleyelim: "Türkiye'ye gelip Van'dan bindiğim trende tanıştığım insanlar, Kayseri'de çok İranlı olduğunu söylemişti. Çoğu, çocuklarını görmeye gidiyordu. Bazıları eşcinsel, transseksüel gençlerin ebeveyniydi. Trenden indiğimde Behruz'la karşılaştım; İran'dan bir arkadaşının eşyalarını bekliyordu, tanıştık ve birbirimize vurulduk. Behruz'un gördüğü ilk transseksüeldim. Garda başka gey ve transseksüeller de vardı. Meğer her sefer İran'dan gey veya transseksüel gelecek mi diye beklerlermiş."
Bu rastlantıya kadar Emisa'nın başından geçenler de Behruz'unkileri aratmaz! İran'dan kaçarken trendeki iki memleketlisinin tecavüz girişiminden, iltica başvurusundan sonra yerleştirildiği Kayseri ve Niğde'de tehdit ve saldırılardan kurtulabilen Emisa için sorunların evveliyatı da var
Zaten daha çocukken bir erkekle evlenme hayali kurmaya başlayan, kız çocuklarla evcilik oynayıp onlar gibi giyinmeye heves eden Emisa'nın tavırları aileyi endişelendirince, soluğu psikiyatrda almışlardır. Küçük yaşta babasını kaybeden Emisa'nın ailesi, yüklü miras sayesinde rahat bir yaşam sürdürmektedir. O dönemde Tahran'ın en meşhur psikiyatrlarının kapısı çalınmış, buluğ çağındaki Emisa'nın "tedaviye muhtaç" olduğu teşhisi de konmuş ve tedavi başlamıştır. İlk reçeteye göre odasına çıplak kadın fotoğrafları bile asılmıştır. "17-18 yaşlarımdaydım. Ağabeylerim fotoğraflar getirip asıyordu ama faydası olmadı. Aile bir an önce iyileşmemi istiyor, evden salmıyordu. Erkeklik hormonu verdiler ama erkek olmuyordum. Sonunda doktorlar ameliyatla erkeklik organımı aldırmam gerektiğini söyledi! Ağabeylerim çileden çıktı. Erkek rolü oynamaya karar verdim. Ailemi erkek olduğuma, kadınlara ilgi duyduğuma ikna ettim. Bir yıl sonra okumak için Beyaz Rusya'ya yolladılar. Orada saçlarımı boyuyor, ruj sürüyor, etek giyip kadın gibi dolaşabiliyordum. Fakat bazı İranlı erkek öğrenciler durumumu aileme bildirmiş. Tatilde ailemin yanına erkek kılığında, sakallı olarak gittiğimde, Beyaz Rusya'daki halimi öğrendiklerini anladım. Tekrar eve kapatıldım. Annem Dubai'ye yolladı ama orada da sorunlar yaşayınca Tahran'a döndüm."

Behruz olmadan asla!
Emisa, Tahran'a döndüğünde bir erkek arkadaş bulur. Ağabeyleri öldürmekle tehdit edince yine evden ayrılır. Ama kimse Emisa'yla kalıcı ilişki kurmayı göze alamayınca yalnızlık katlanılmaz hale gelir. Geceyi dışarıda geçirmemenin tek yolu olan fuhuşa ise yanaşmaz. Annesinin el bebek gül bebek büyüttüğü Emisa, tanımadığı erkeklerle yatmaktansa sokakta yatmayı tercih eder. Bir Fransız televizyonu için hazırlanan röportajda hükümet aleyhine konuşunca, polisle külâhları değişir. Ağabeyleri de peşine düşer ve kardeşlerini sağ bırakmamanın yollarını arar.
2006'nın sonlarında Emisa, kendisini Türkiye yolunda bulur. "12 yıl önce, turist olarak gelmiştim Türkiye'ye, çok sevmiştim. Fakat son gelişimdeki duygu sadece yalnızlık, korku ve nefretti. Çünkü ülkemi kaçarak terk ediyordum. Trenden atlamayı çok düşündüm. Sürekli ağlıyordum. Trende iki İranlı erkek tecavüz etmeye kalktı. Zor kurtuldum. Kayseri'de Behruz'la karşılaşmasam, BM iltica talebimi geri çevirse, şu an seninle konuşuyor olmayabilirdim."
Emisa'nın iltica başvurusu kabul edildi ama Behruz'unki de kabul edilmezse, BM'nin kendisini yollayacağı Avrupa ülkesine gitmeyecek. Behruz ise şu anda ablası dışında ailesinden kimseyle haberleşmiyor. Babasını bir yıl önce hastanede ziyaret etmiş. Kötü durumdaymış. Babası Emisa'yla birlikte olmasına karşı çıkınca, anne de ailenin başına gelenleri kocasının iflah olmaz siyaset anlayışına bağlayınca herkes dağılmış. Artık babasının nerede olduğunu bilmiyor. En son Niğde'de ev sahipleri Emisa'nın transseksüel olduğunu öğrenince elektrik ve sularını kesip evi taş yağmuruna tutmuş. Şikâyet için gittikleri poliste "cinsel ilişkide hanginiz pasif hanginiz aktifsiniz" sorusuna maruz kalınca da Pembe Hayat LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel) Dayanışma Derneği'ne sığınmışlar.

"Sevgilim zorla fuhuş yaptırdı"
Behruz ve Emisa'nın hikâyeleri böyle. Ama onları dinlemek için Ankara'nın kenar semtindeki gecekonduya giderken telefonumuz çalmıştı. Karşıdaki ses çaresizdi: "İranlı bir transseksüel arkadaşımız saldırıya uğradı. Kanlar içinde. Hızlanın biraz. Görün şu rezaleti!"
İran'dan kaçarak Türkiye'ye sığınan transseksüel Mehrnaz da kimler tarafından hastanelik edildiğini, burnunu kimin, niçin kırdığını; sağ elinin neden kanlar içinde olduğunu şu sözlerle anlattı: "Türkiye'ye geldiğimde Birleşmiş Milletler'e iltica başvurusu yaparken tanışmıştım, benim gibi mülteci olan Ferhat'la. Sevgili olduk. Kardeşi Ferzat'la aynı evde yaşıyordu, onlarla kalmaya başladım. Onlardan gizlediğim biraz param vardı. Ferhat bana zorla fuhuş yaptırıyor, bir yandan da benimle evlenip bu sayede iltica başvurusunu kabul ettirmek istiyordu. Aylardır sakladığım paramı almasına mani olmaya çalışınca, kardeşiyle bana saldırdı. Kuru sıkı tabancayla ateş açtı, elimden vurdu. Burnumu kırdı. Polise gittim, 'Senin burada ne işin var' dedi."

 

Yeni Aktüel Dergisi-İrfan Aktan
Ekim 2007

 


a n k a r a