b i l m i y o r u m
 

O r a s ı N e r e s i
Alper

Orası-burası konulu bir yerleştirme projesi için Selda ile nasıl bir şeyler yapabiliriz üzerine konuşurken, benim aklıma daha çok ebu garip hapishanesindeki görüntülerden yola çıkıp porno-şiddet-haz-mutluluk-askerlik gibi kavramlar üzerinden bir tasarım yaratmak gibi bir genel çerçeve belirmişti. Bu çerçeve kendince çok geniş ve neresinden tutulsa orası elimizde kalacak hissiyatı ve cehaleti içerisinde öylece kalakalmışken orasıburası metninden sonra -her ne kadar selda ile tam olarak konuşamasak da- konu daha da daraldı ve değişti.

Teorik konuşabileceğimi sanmıyorum ama en azından orasıburası metnini konuyu da dağıtarak nasıl yorumlayacağımı söylemek isterim. Anlaşılmayan yerler kafa karışıklığımdan kaynaklanacaktır affola. Mesela bir girizgah olarak "bir mekan algısını dağıtmak bir yeri orası/burası hissi içerisinde yeniden okumak, bresson ya da deleuze ile birlikte el kaidenin ya da tevhid ve cihadın da keşfettiği bir silahın/mevkinin hem görünür hem de görünmez kısmı olabilir mi" dersem metni anlamamış olabili"miyim?
"Köşede bir yer..Hücre gibi..Ve sonra başka bir köşede başka bir yer...Bir dizi küçük mekan kırıntısı, mekan parçacıkları... Bağlantıları önceden belirlenmiş değil". "Herhangi bir yer" diyordu Deleuze buna. Ve bütünüyle böyle imaj üretme pratiğini deneysel sinemaya atfedecekti. Video doğası gereği yerini, mevkisini bağlantısız imajlarla üretir: Yani Videonun uzamı yoktur; bir videomevki vardır."


Bin ladin ilk ekranda belirdiğinde görüntünün gerçek olup olmadığı gibi ve eğer gerçek ise de bu yerin neresi olduğu konusunda bissürü geyik inceleme dile getirildi. Devamında bin ladinin görüntüleri arttıkça "şu köşede hücre gibi bir yer", yani mekanın kırıntı olarak ekranda belirdiği (ağaçlık/ mağara duvarı/arkada poster) yerler, bizim coğrafi algımızda sıfıra denk düşecek bilgiler vermeye başladılar. Bu yerin herhangi bir yer oluşu kadar her yer olabilirliği kameranın karşısındakine sınırsız bir özgürlük sağlıyor, dolayısıyla hem kayıp hem de görünür olabiliyorsunuz, yeter ki bulunduğumuz yer tanımlanamasın.

Videonun yeri, mevkisi ile bağlantısız görüntüler üretmesi "hiç yakalanmama adına kaçma yeri" olamaz mı, kamerada gösterdiğiniz ve göründüğünüz yer sadece size aittir, çok görünür kalmanızla birlikte ortaya çıkan "Televizüel uzamın kurduğu yalan gerçekliği, orası burasıdır yanılsamasını (burası bağdat, burası hakkari vs...), tersine çevirecek burasını orası kılacak, dönüştürecek makinasal bir düzenektir." Burası felluce dersiniz, el zerkavi kameranın önünde durur. Ee? Hakkaten yeminle burası afganistan demeniz bin ladini de arkasındaki börtü böcekle göstermeniz ne anlam ifade eder? Aslında bir anlam ifade etmez, kameraman bakmıştır çerçeveye, arkada mekanı belli edecek nesneleri kaldırmıştır, adamı da oturtmuş konuşturmuştur."Sinema açı karşılarla, genel plan yakın plan geçişleriyle bir uzamı kurmaya inşaa etmeye gayret eder. İzleyen nerde olduğunu, olayın nerde geçtiğini bilmelidir. Uzam dikilerek böylece öznede dikilerek (suture) kurulur. Boşluk-eksiklik affedilmez/yoktur. İktidar nasıl mekanı inşaa ederse sinemacıda benzer yollardan onu kurar."


Videonun sağladığı şeyse öncelikle konvansiyonel açılarla yaratılmış olan uzam bilincini kırmak oluyor, boşluk yaratmamak…her yeri gerçekmiş gibi gösterecek, "aa hakkaten lan burası orası değil mi" dedirtecek bir bilgi bize dayatılınca sinema ortaya çıkıyor. -te yandan el kaid-nin- sinemayı geçtim- video-art çalışmalarının ne sanatsal ne de istihbarat değeri var. Genelde görünen şey bir sabit çerçeve ve sabit çerçeve karşısında temaşa eden bir ya da birkaç kişiden ibaret olduğu müddetçe, olayı "video" tarafına çekmek, konuyu kastırmak oluyor ilk bakışta. Adamlara göre dert edilen şey görüntüyü mekanı çaktırmadan kaydetmek sadece, bresson ya da deleuze ya da griffith ile bir alıp veremedikleri yok. Üstelik mekanla ilgili bilgi vermeseler de bize bambaşka ürkütücü iktidar tatları da yaşatıyorlar. Demek ki burada yapılan şey daha farklı ve basit ve hatta estetik değeri yok. Evet yok ama bence hala bu filmlerin bir yerlerinde garip bir anlatı var. Bundan iki sene önce yahudi-ingiliz bir gazeteci el kaide tarafından boğazı kesilerek öldürülmüştü, bunun görüntüleri hakkında bir derste yapılan bir tartışmada burasının neresi olduğu konusunda gereksiz bir tartışma yürüdü on dakika boyunca. önemli olan dünyada bir yerde bunu yapanlar var arkadaşlar ve bu hakkaten korku verici vırt zırt geyik yaparak birileri konuya devam etti. Hoca konudan daralmıştı, ki kendisi de yahudiydi. Yani "ürkünç olan şey düşmanın seninle konuşurken mekanını belirtmemesi ama kendisinin de kabak gibi görünmesi" kabilinden bir laf etti hoca. Aslında daha ürkünç olabilecek şey hegamonyaya karşı boğaz kesen kasaplar değil de hegamonyanın merkezinin nerede olduğunu bilemediğimiz durumda olacak. Buna verilecek en klişe örnek büyük biraderin sadece suratının göründüğü yerdir. Bu gerçek hayatta neye tekabul edebilir? en basit bir örnekle anlamaya çalışırsak ebu garip diye bir yer olduğunu ve bu yerin nerede olduğunu bilmediğimizi düşünelim. Irakta değil, çok yakında da olabilir, ama bilmiyoruz, çünkü farzedelim ki iktidar burayı bize gösterse de burasının nerede olduğuna dair bir bilgiyi bize vermiyor.


Bi yandan sinemanın konvansiyonel, yani alan bilgisini bize dayatıcı duruşunda olan iktidar (yani meclis, ordu, aklınıza başka ne gelirse) her ne kadar doğası gereği bize belli bir mekan dayatması koysa da, iktidar bu mekan dayatmasını yapmadığı yani kendisini gösterip de mekanını göstermediği zaman, iktidar milyonlarca mevkiden ibaret demektir. O zaman bize ne mevki ne de cephe kalır. Aslında kalır ama orası da ancak 1984'te çerçeve dışında kitap okunan yer olarak varolur.
Ancak bu da fazlasıyla distopya hevesiyle oluşturulmuş bir tasarım olur. Çünkü modern iktidar kendisini mekan ile birlikte uzamı da keşfederek var etti. Günümüzde ise mevki, daha çok iktidara karşı duruşlarda varolan belli belirsiz mekan parçacıkları olarak tanımlanmaya başladı. (kitle ve kışla halinde görünür bir ordunun dağlardaki ya da şehirlerdeki bireylerle savaşması belki olayın başka bir görselleşmiş boyutu da olabilir) Bu tanımlanma içerisinde kendisini gösterme ancak yerini belli etmeme hevesi ise tepegöze küfrederken tepegözden koyun postuna sığınarak kaçmaya çalışan bir muhalefet çabası olarak ortaya çıkıyor kanımca. Muhalefete imkan tanıyan şeyse tepegözün hantallığı kadar tepegözün fazlasıyla görünür olmasıdır. İşin teorik kısmı her ne kadar islamcı kardeşlerimizi ırgalamasa da yapılan bilimum araştırmalarda bu adamların yakalanmamalarına en büyük gerekçe olarak örgütler arasındaki bağlantıların aslında çok zayıf olduğu iddiası ortaya atılıyor. Mevkiden direniş de bence burada ortaya çıkıyor, bağlantı yaratırsanız iki nokta arasında bir çizgi çekmiş olursunuz, bu da yerinizi belli eden bir saçmalık olur. Nokta olduğunuz takdirde kimse sizi görmez. Bu da muhalefetin kendince direnişi olarak ortaya çıksın. Ama nokta olmak yine de yetmez. Hem nokta olup hem görünmek ve propaganda yapmak zor zenaattir. Görüntü bu aşamada tek başına bir propagandadan ibaretse eğer, görüntünün de noktadan ibaret olması gerekir. Yani açı sabittir. İki açı koyarsanız uzam ortaya çıkabilir, çok tehlikeli…

el kaide ve tevhid ve cihat militanlarını birer videoaktiviste dönüştüren bu yaygınlık bence şunu göstermekte: El cezire artık bu militanların hommuvilerini kabul etmeyceğini açıklamıştı bi ara, sonra tekrar kullanmaya devam ettiler. Çünkü milyonlar dehşet ve zevkle bunları seyrediyor. Olayın fazlasıyla politik duruşu ordaki objenin kamerayla ilişkisini ikinci plana atıyor. Öte yandan kameranın-video desem?- gücünü kahramanlarımız kendilerince keşfetmişler ve milyonlara hommuvilerini rahatlıkla seyrettiriyorlar. iktidara kendini gösterirken görünmez olmak azımsanacak bir şey değildir, hele ki elinizde "Deleuze'un Marc Augé'nin yer-olmayan (non-lieux) kavramından türettiği herhangi bir yer (espaces quelconques)'in merkezinde dur"an bir aygıtınız da varsa, mekanı olmayan tehditler küfürler yaratma imkanına da sahip olabilirsiniz. Bu duruş bir anlamda hegamonyaya karşı en kanlısından hatta kimi zaman helal olsun lan adamlara islamcı falanlar ama iyi kafa tutuyolar dedirten bir muhalefetin ortaya çıkışıdır. Bu çok boktan bir çıkıştır: birinin elinde kamera, birinin elinde bıçak adamların boğazlarını kesiyolar… karşısında ol, ideolojisi mideni bulandırsın. ama bu reddediş onların kendi vahşetlerini tüm dünyaya duyuracak bir araç olarak videokameranın sinemasal büyüleyimselliğinden çok daha başka politik ve sadist bir yanını keşfettikleri gerçeğini engellemez.


Hem videokamera dışında neyle çekecekler ki, 8mm16mm çok para, banyosu masraf, banyoyu yapacak kişinin de sempatizanın olması gerekiyor mesela. sonra bekliyosun bir iki gün. Bi de televizyonlara göndermek de sorun falan…

 


a n k a r a